Gerçek hikayeler: Merve'nin sadeleşme hikayesi

Instagram'dan ara ara çağrı yapıyorum, hatta bazen sizlerle mesajlaşırken bazı konulara değiniyorsunuz o zaman çok heyecanlanıyorum, o kadar güzel deneyimleriniz, hikayeleriniz var ki. Merve de bu kişilerden. Bazen mesajlarda bazen de canlı yayınlarda konuşunca ve onun yıllara yayılan hikayesini duyunca lütfen yaz dedim ona da. O da beni kırmadan hemen paylaştı hikayesini. O zaman yazmaya da tutkuyla bağlı olan @merveben._ in hikayesini kendi kaleminden okuyalım: (ben bir çizim sever olarak yazıya biraz sevdiğim çizimlerden ekledim, bire bir durumu tasvir etmeyebilir: ) )

Büyürken küçüldüm, büyüdükçe azaldım.

Minimalizm ya da sadeleşme, basit yaşam; adına ne demek içinize siniyorsa tam olarak tüm kavramlar ile tanışmam tam olarak hangi yıldaydı anımsayamıyorum.  Ama zihnimde yakaladığım ilk görüntü çocukluğumdan. Biz kalabalık bir aileyiz. 3 kardeşim var benden başka. Ben de ailenin en küçüğüyüm. Yani, konu bana gelene kadar evler tutulmuş kalınmış defaen ve defaen taşınılmış. Eşyalar alınmış, yeniden alınmış ve daimi bir alma döngüsü fır fır yenilenmekte.


Annemin el işi malzemeleri, babamın kitapları (yıllar yıllar sonrasında teknoloji malzemeleri eklenecekti), dört çocuğun eşyaları, ıvır zıvır kategorisinde hatrı sayılır şeyler derken. Biz gün geldi 250 metrekarelik bir evde tıka basa oturur olduk. Orta okul dönemimdeydi. Ev çok ferahtı ve mobilya olarak fazlalık göze çarpmıyordu. Ta ki detaylara girene kadar. Dolap içleri, çekmeceler, envai çeşit  ’ birşey’ler. İçimde hep atma dürtüsünü gıdıklıyor. Anneme çıtlatıyorum ‘hayır atamayız’. Babama söylemeyi deniyorum, epey para yatırmış, yanaşmaz. Benden önceki üç kardeşim hiç oralı değil. Hiçbir şey onları rahatsız etmiyor gibi duruyor. Sonra ben kendi kendime diyorum ki; bende bir sorun olmalı o zaman.  Sonra mutfağa girmeye başladığım yani niyetlendiğim dönemde sürekli ben bir şeylerin yerini değiştiriyorum. Sonra birkaç gün sonra yine eski halinde. Bu beni çok yoruyor. Mutfakla aram pek iyi değildir. Ama sorunun kaynağı burada mı başladı hiç ama hiç bilemiyorum.

3 sene okulu evimden uzakta okuyorum.  Bu sürecin de beni çok beslediğini düşünüyorum. Yani orada üçücük bir dolaba sığmaya çalışmak hayatı epey sorgulatıyor. Hele ki içinizde zaten var olan bir şeyin nasıl tecrübe edeceğinizi görüyorsunuz.  İki gözlü dar uzun bir dolabın tek gözüne sıkış tıkış sığıyorum. Ama yatakhanede bazısına yetmiyor o dolaplar yatakların altı çalışma masalarının en tepesini dolduruyorlar.  Bu işte kıdemli olanların üç beş eşyası var. Ne eşya toplamakta ne seçmede telaşları var. O yıllarım böyle gözlem ve hisler arasında gidip geliyor. Ama aklım hep bu durumlarda.



Çizim: Kuukeluus

17 yaşında eve dönüyorum.İki üç sene sonra  ilk kez kendime ait bir odaya sahip oluyorum. Kardeşlerimden ikisi şehir dışında. Birisiyle aynı odayı paylaşacağız. Ama benim odam diyeceğim bir yer olacak yani. Gidiyoruz halı perde dolap alınıyor. Ben o odayı süslemeyi hiç beceremedim. Yani bir yerlerine ufak tefek şirinlikler ekledim tabi. Ama böyle süs püs dekorasyon filan yapamadım. Ama kendimde hep bir arıza arıyorum çünkü etrafımda kimse öyle değil. Tek zaafım kırtasiye malzemeleri.  Gardrobum epey kalabalık ama yeni almaktan ziyade abladan kalanlar hesabı. Gidip mağaza mağaza dolaşayım, saatlerce kombin düşüneyim, yok daralıyorum.


Sonra ailem artık tamamen bize ait olacak eve taşınıyor. Kendi evimi kurmadan önceki son durak. İki katlı ve ikinci katında minik minik odalar tüm çocuklar için. O evin yapılış aşamasında odaları belliydi ve site bitene kadar rüyamda istediğim o odayı gördüm. Minicik ufacık bir çatı arası. Şu an da dahil hayatımın en doyuma ulaşan sadelik hissini 2 sene kadar o odada yaşadım. 2010 yılını milat sayıyorum kendime bu sebeple. Giysi dolabım bu odada değildi.  Odada olanlar şu kadardı. Bir yatak (birkaç ay sonra bazasını da kaldırıp direk süngerinin üzerinde yattım). Bir tane minder sırt yastığıyla birlikte. Bir tane iki çekmeceli komodin. Kişisel eşyalarım buradaydı. Penceremin pervazı derindi ve oraya da ufak tefek bir şeyler koyabiliyordum. Bir tane de meyve kasası almıştım marketten atacaklardı. Onu da kitaplık yapmıştım kendime. Kitaplık dediysem, tüm kitapları üst üste dizip bir nevi dekor olmuştu. Yatılı geçen 3 senenin ardından bu bana tamamen izole olmuş ve yeni hayatıma hazır olmuş hissi veriyordu. Tek sorun, odamın dışındakilerdi. Odamda her şey yolundaydı. Ama evin tüm odaları hınca hınç dolmaya devam ediyordu. Ayıkladıklarım oluyordu, ancak bitmiyorlardı.


2012 yılında evlenmeye karar verdik eşimle. Annem ablama hazırladıkça bana da çeyiz hazırlamış tabi. Ama hevesini kırdım ben seneler boyunca. O haliyle bile bir baza altını silme dolduracak kadar sadece el işi vardı. Hepsini seçerek aldım. Evimde kullanmayacağım şey istemiyorum diyerek annemin kalbini epey kırmak zorunda kaldığım bir dönemdi. Son bir isteğini kırmayıp evime çeyiz düzülmesine müsaade ettim. Ama şöyle kapıların üzerine işlemeli havluların konulduğu tarzdan. Eşim ile bu anlamda fikirlerimizin örtüşmesi büyük nimet benim için. Evlendiğimiz gün ilk iş tüm odalardaki dantelleri aklınıza gelebilecek tüm örtüleri kaldırıp hurca koyduk. Asıl meselem o zaman başladı... Fikir olsun diye bu kadar detaylı anlatıyorum. Yeni evlenecek arkadaşlar için de .. Mutfağımda 6 kişilik bir masa, 4 sandalye 4 tabure. Salonumda 3+2+1 koltuk takımı. Katlanır 4 lü sehpa. TVsehpası. Yatak odam normal standart bir takım. Son bir odam kalıyordu. 4 minder, 1 kitaplık ve bir çalışma masası. Eşimin de bir bisikleti bu odada duruyordu. Bir tane de 2 kapaklı ayakkabılık. Tüm mobilyam bunlardı işte. Mutfak eşyam da abartı değildi. Fakat annemin aldığı şeylere kıyamayıp -hem tüketim bilinci açısından da- eve getirdiğim için görsel bütünlük hoşuma gitmemişti. 8 senedir o kısım hala öyle. En başında sade bir takım alıp işi kapatsaymışım – fincanından tabağına- sanırım çok daha ferahlardım. 12 kişilik yemek takımı, 6 kişilik günlük takım işimi gördü. Tabi hediye gelenler, kullandıklarım, kırılanlar, geldiği gibi hediye gidenler döngüsü oluştu.



Çizim: Kuukeluus

2012 senesinde bir sadeleşme mail grubumuz vardı. O sene ben yeni gelin evimden kocaman bir mutfak robotu takımı bir tane sandıklı misafir çatal kaşık takımını da içeren eşyalar çıkardım. Sürekli uyarı alıyorum. Merve yapma, bak pişman olacaksın. Acele etme. Sonra baktım göze batıyorum. Fazla havluları, patikleri, dantelleri, işlemeli nakışlı nevresimleri  ufak ufak bu seneye kadar anneme gönderdim. Son hurcu da geçen yaz ablamların bagaja yükledikten sonra hiç unutmuyorum ablam ‘anne, bu kız ufak tefek derken bütün çeyizi geri yolladı sana. Bekle de kendisi de gelmesin’ diye takıldı bana. O son hurç gidince koca bir tır kalktı omzumdan sanki. Çünkü annemle zevklerimiz çok ayrı, yani benim kullanabileceğim türde otantik danteller ya da daha nasıl desem bana uygun şeyler değiller yani. Bir dekorasyon ögesi yapacağım tipte değiller. Ama o dönem annem tek tek bu elişlerini öğrenmek için gelen insanlar ağırlıyordu evde. Benim reddetmen çok gücüne gitti.

Evliliğimin 8. Senesindeyim. 5. Evimdeyim. Mobilya olarak eklenen şeyler. 1 koltuk, bir mini giysi dolabı, 1 montessori yatak çerçevesi ve kızımın minik masası. Bu kadar. O koltuk da son 2 senedir gözüme batıyor.


Hala daha çıkardığım şeyler oluyor. Ama evi şöyle bir gezdiğimde beni tatmin ediyor. Sadeleşmek biten bir şey değil, bir süreç olarak da görmüyorum. Sürecin de bir bitişi vardır yani. Bu bir yaşadıkça nefes alıp veren, hayatımıza bağlı bir organizma gibi. Alışveriş alışkanlıklarımı tam bir düzene oturttum ama bu süreçte. Şu an gereksiz, hevesle, belki kullanmam ama bir alayım diyerek yaptığım alışveriş yüzde 10 diyebilirim. Kıyafet alışverişini senede 2 kez mevsim geçişlerinde kilo değişimim varsa ve eğer gardrobumda eksik bir parça varsa yaparım.  Hiç giysi almadan pas geçtiğim seneler oldu. Şu an epey sade olan dolabımda sizin bir kapsül gardrop challangenizde kıyafet seçerken farkettim. Zaten yaklaşık 10 parça ile dış giyimimi geçiriyorum. Bunun uzun seneler benim bir gedikliğim olduğunu düşünerek bu konuda kendimi farklı anlamda geliştirememiş olmak beni üzüyor. Mesela şu an tüm kıyafetlerimi atıp sadece gerçekten rengi dokusu her şeyiyle seveceğim 5 dış mekan 5 iç mekan kombini almak istiyorum. Ben minimalizm yoluna başladığımda Türkçe kaynak yoktu. Gerçekten sadece tecrübelerini konuşup yazışabileceğiniz birileri varsa konuşup yazışıyordunuz o kadar. Zaten reel çevremde tam bir arızalı gözüyle bakılıyordum. Bu sebeple şu anda böyle ardı ardına minimalizm hesapları paylaşanlar savunanlar, doğal ve sürdürülebilir hayata doğru da bir yönelim artışı gördükçe umut doluyorum. Bu yüzden anlatasım bitmiyor geçmiyor. Herkese daha az ile yaşama yolunda istedikleri yere ulaşmalarını dilerim. Dileyenler olursa kendilerine yapabileceğim bir katkım olursa çok sevinirim, bana Instagram'dan ulaşabilirler.

0 görüntüleme

© 2023 by Design for Life.

Proudly created with Wix.com