Güleriz Ağlanacak Halimize : Bir alışverişkoliğin itirafları film incelemesi ve bağımlılıklar


Bir alışverişkoliğin itirafları filmi daha önce birkaç kez paylaştığım bir filmdi. Üzerine mesajlaştığımız Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü mezunu Feride Seçgin'den filme bir profesyonel gözüyle bakmasını rica ettim. Sağolsun beni kırmadı ve bir inceleme yazısı yazdı.


Sophie Kinsella’nın Alışverişkolik serisinin ilk kitabının uyarlaması olan film 2009 başında vizyona girmesine rağmen hala çok büyük bir ilgiyle izleniyor ve pek çok izleyici ‘’aynı ben’’ demekten kendini alamıyor. Kitaplar da azımsanmayacak rakamlarda satılmaya devam ediyor. Ne kitaplar yüzyılın edebiyat eseri, ne de film Oscar'lık performanslarla dolu bir başyapıt. Ancak herkes çok seviyor, bence bunun tek bir açıklaması var. Yaşadıklarımız ve yaptıklarımızdan utanıyoruz ve bunu bize eğlendirerek sunan şeyleri seviyoruz.

Önce küçük bir uyarı yapayım. Henüz filmi izlemediyseniz yazının bundan sonraki bölümünde filmin içeriği hakkında bilgi yer almaktadır.


Kısaca baş kahramanımız Becky Bloomwood bir alışverişkoliktir ve bu yüzden hayatı çıkmaza girmiştir. Gelirinin çok üstünde harcama yapan, yaşamını alışveriş üzerine kurmuş Becky yalanlarla dolu bir hayat yaşamaktadır. Yaptığının yanlış olduğunu bilir, bundan utanır, ancak asla kabullenmez ve bir kısırdöngünün içinde sıkışıp kalır. Sophie Kinsella’nın alışverişkoliklik konusunda çok iyi bir gözlemci olduğunu düşünüyorum. Zira karakterin yaşam tarzı, düşünce yapısı, ikilemleri bire bir anlatılmış.


Kredi kartları varken bir sevgiliyi kim ister ki diyen bir karakter Becky.


Alışveriş yaptığımda dünya daha güzel bir hale geliyor

Bağımlılık tam olarak budur aslında. Özetle bireyi normal bir hayat sürmekten alıkoyan, ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kurmasını engelleyen, sorumluluklarını yerine getirmesinin önüne geçen her şey bağımlılıktır. Sonuna –kolik eklediğimiz her şey gibi alışverişkoliklik de ciddi ve tedavi edilmesi gereken bir bağımlılıktır. Sebepleri ve sonuçları üzerine yapılmış pek çok bilimsel araştırma mevcut. Arzu edenler kaynak taraması yapabilirler. Bu araştırmalarda elde edilen ortak noktalara göre kadın ve erkek arasında büyük bir oransal farklılık bulunmuyor. Hem kadınlar hem erkekler ise duygusal bağımlılık geliştiriyorlar. Şöyle ki; yaşamda olması gereken ama eksikliği hissedilen bir ilişkinin yerine, travmatik bir olayın ardından yaşanan boşluk duygusunun giderilmesi adına, toplumsal reddedilmenin kabule dönüşeceği yanılgısıyla kişi alışverişe yöneliyor. Bu da zamanla bağımlılığı oluşturuyor. Üstelik öyle sinsice geliyor ki çoğu zaman gelinen noktada herkes hayretler içinde kalıyor. Bu sebeple aileler yıkılıyor, ödeyemeyeceği miktarda borç yükü altına giren bireyler intihara yöneliyor, maddi kaynak sağlamak adına evini satan, seks işçiliği yapan, yaşadışı yollara sapan insanlar görülüyor.


Bir komedi filminin inceleme yazısında böylesine karamsar bir tablo çizdiğim için üzgünüm. Güleriz ağlanacak halimize durumu aslında. Öyle ya, filmde her şey ışıl ışıl, güzel kıyafetler, güzel ayakkabılar, güzel evler, güzel insanlar… Son derece güzel, biraz sakar, oldukça zeki ve sevimli Becky mutlu değil. Biz onun sakarlıklarına gülüyoruz, ama o utanıyor. Biz onu beğeniyoruz, o başkalarına özeniyor. Biz yapabildiklerine bakıyoruz, o ise yapamadıklarına. Film boyunca en üzgün olduğu yerde kendi kendine


Hani ben en değerli müşterileriydim. Bana sürekli değerli olduğumu söylüyorlardı. Şimdi ise yalnızca nefret mektupları gönderiyorlar

dediği yerdi. Mağazalar için yalnızca satın alabilecek güçte parası olduğunda değerli olduğunu anlamak onu çok üzmüştü.


Yeni işinde borçları yüzünden rezil olduktan, en iyi arkadaşıyla arası açıldıktan sonra ne istediğine karar veren hanım kızımız pek çoğunun varlığından bile haberdar olmadığı eşyalarını sattı, borçlarını ödedi, en iyi arkadaşıyla arasını düzeltti, aşkı buldu, işine döndü.

Mutlu son! Peki çözüm bu kadar kolay mı gerçekten? Maalesef değil, üstelik alışveriş bağımlılığının tedavisi alkol ve uyuşturucudan bile daha zor. Çünkü insanlar iş işten geçene kadar ya da çevreden biri fark edip müdahele edene kadar bunu bir hastalık olarak görmüyor. Dolayısıyla da çözüm yolu aramıyor. Üstelik farkına vardıklarında da utandıkları için gizliyorlar. Ancak imkansız değil, bunu başaran pek çok insan var.


İnstagramda takip ettiğim minimalizm ve sadeleşme hesaplarında bağımlılık boyutunda olmasa da alışkanlıklarını kırarak bu süreçleri paylaşan pek çok insanın yanında alışverişkolik olduğunu asla kabul etmeyen, türlü bahanelerle meşrulaştırarak inkar edenlerin yanı sıra çaresizce çıkış yolu arayan insanların yorumlarını da okuyorum. Eğer siz de çıkış yolu arıyorsanız tebrikler, her şey farkına varmakla başlar. Sizi alışveriş yapmaya iten sebebi bulup ortadan kaldırarak, istek – ihtiyaç ayrımını gerçekçi bir şekilde yapıp ihtiyaç dışı alışverişi sonlandırarak, iradenizi güçlendirerek, çevrenizde bir destek ağı oluşturarak başarabilirsiniz. Psikolojik yardım almanız ise kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeydir.

Sevgiler…


© 2023 by Design for Life.

Proudly created with Wix.com