Marie Kondo'nun beklenen dizisi Netflix'te. Dizi yorumum ise bu yazıda.

#konmari methoduyla bildiğimiz, katlama tekniklerini kullanarak dolapları geçtim seyahatlerde bavullarda bile ferahlama yaşadığımız Marie Kondo'nun Tidying Up (türkçesini göremedim ama o da Derle Topla Rahatla olur herhalde) isimli dizisi Netflix'te 8 bölüm olarak yayınlandı.


Diziyi hemen izledim merakla bekleyenlerden biri olarak, dizi yorumumu da video olarak paylaştım. Şimdi onu burda yazı olarak da paylaşmak istedim. Okumak isteyen burdan devam edebilir, videoya direkt gitmek isteyen ise aşağıdaki videoya tıklayabilir.


İyi okumalar ve iyi seyirler.


Bugün sizlerle güncel bir konu konuşmak istiyorum. 01 Ocak'ta yayına giren, Marie Kondo'nun dizisini konuşalım mı?

Netflix'te yayınlanmasıyla,tekrar herkesin gündemine oturan (en azından sadeleşme ve minimalizm dünyasının) Marie Kondo. Onu bu çok meşhur olan, Hayatı sadeleştirmek için, Derle Topla Rahatla, kitabından tanıyor olabilirsiniz. Onun katlama tekniklerini de görmüş olabilirsiniz. Hatta belki onunla yapılan, skeçlere ya da kısa videolara bile rastlamış olabilirsiniz. Ama ilk defa arka arkaya sekiz bölümden oluşan bir dizisini Netflix'te 01 Ocak'ta yayına aldılar.

Önce Marie Kondo'don biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü ben açıkçası,onu çok daha büyük zannediyordum.Bu Netflix'teki seriyi izledikten sonra, merak ettim ilk defa bu kadar onu uzun uzun gördüm. Instagram'da kısa kısa videolarını ya da fotoğraflarını görüyordum ama hiç onun kim olduğunun detayına inmemiştim. Kitabının başında aslında kendini biraz anlatıyor.

Çocukluğundaki bu temizleme, toplama alışkanlığından bahsediyor. Onun buralara gelmesinin daha ilk günlerden, çocukluğunun ilk zamanlarından yavaş yavaş belirmiş ortaya çıkmış olduğunu anlıyoruz. Ama ben onu çok daha büyük biri zannediyordum. Yani bu genç yaşında bu kadar çok başarıya ulaştığını görmek, beni çok şaşırttı. Marie Kondo sadece 33 yaşında,1985 doğumlu. Ya da işte 2019'a girdik 34 yaşında da olabilir.

Çok genç, 30 yaşında Amerika'ya taşındığında kitabı çok satanlar listesine girmiş. Hatta galiba New York Times çok satılanlar listesi olmalı. Ve mesela benim elimdeki kitapta üç milyon ibaresi bulunuyor. Çok ciddi bir rakam. Daha üniversitede okurken 19 yaşında zaten bu konuda danışmanlık vermeye başlamış.

Ama ne ara kendi ülkesinde bu kadar popüler olup, oradan Amerika'ya taşındı

ve orada işi bulup bu kadar büyüttü onu bilemedim. Belki de duymuşsunuzdur,

Marie Kondo aynı zamanda kendi metodu tescilli metodu, KonMari Metodu ile sizin evinize gelip, organizasyon, temizlik, düzenleme ne derseniz yapan, kişiler de yetiştiriyor.

Sertifika veriyor onlara. Netflix'teki bu sekiz bölümlük Tidying Up, yani etrafı derleyip toparlamak kitabındaki gibi, isimli serisiyle de bir çok farklı ailenin evine gidiyor ve onların evlerini toparlamaları için, onlara yardımda bulunuyor. Yaklaşık bu dört beş hafta kadar sürüyor. Marie Kondo bu süreçte haftada bir ziyaret ediyor. Onlara ipuçları ve bir yönlendirme veriyor. Hatta ev ödevi veriyor. Arkasından da o ailenin evi, hangi ödevdelerse kıyafetler mi kitaplar mı? Onlarla ilgilenmelerini görüyoruz. Bir kere bütün ailelerde ya da evlerde benim dikkatimi çeken şu oldu. Hepsinde fazla eşya onları strese sokuyordu. Amerikan evlerinden bahsediyoruz sonuçta. Birçoğu kocamandı. Hepsi için konuşmak gerekirse genelde odalara kapatılmışlardı. Ortalığın dağınık olduğu evler de vardı. Mutfağa ya da ilk başta salona girdiğinizde gayet mükemmel görünen evler de vardı. Olay kapalı kapılar ya da dolaplar arkasındaki fazla eşyalardı.

Herkeste bu fazla eşyaların varlığının bir strese yol açtığını bölüm sonunda bu eşyalar azaldıkça ve derlenip toplanıp yerlerine kondukça herkeste yarattığı iç huzurunu her bölümde her bir ailede görüyorsunuz.

Bu bir ortak nokta açıkçası.

0:03:27.555,0:03:28.575

0:03:28.575,0:03:31.275

Bir diğer ortak nokta da Marie Kondo'nun her bir eve girdiğinde, eve kendini tanıtması. Eve sahiplerinden de, "siz de bu arada evinizi hayal edin, nasıl bir ev hayal ediyorsunuz? Ya da evinize teşekkür edin, hiç evinize teşekkür ettiniz mi?" diye sormasıydı.

Bu birçok kişiyi duygulandıran bir andı. Çünkü biz genelde şikayet etmeye odaklanıyoruz. Evim çok küçük, odalarım şöyle, eski vs. Hep kötüsünü buluyoruz. Ama bu evin bize bir barınak sağladığı, bütün kötü tarafları bir yana o evin bizim yuvamız olduğu gerçeğini bazen gözden kaçırıyoruz.

Sırf bunu hatırlamak bile bir çok insanın, Gerçekten o andaki duygu halini çok değiştirdi. Bunu siz de eğer izlerseniz göreceksiniz.

Üçüncü bir ortak nokta ise herkesin eşyalarını derleyip topladıktan sonra

ortaya çıkan gizli hazineleri, bu bir kıyafet olabilir. Büyüklerinden yadigar kalan eski bir anı bir fotoğraf, evlilik videoları vs. bir şey olabilir.

Ama herkeste o yığınların altında işe yaramayan birçok eşyanın arasında hep kendilerine iyi şeyler hatırlatan, onlara iyi hissettiren şeyleri buldular.

Yani bu ne demek oluyor? Fazla eşyalar içinde Bizim asıl sevdiklerimiz, bizi asıl mutlu eden şeyleri kaybediyoruz... Netflix'teki diziyi ben Türkçe altyazılı olarak Orijinal dilinde izledim. Orijinal dil de şöyle: Dizi Amerika'da çekildiği için, genel diyaloglar İngilizce. Ama Marie Kondo'nun İngilizcesi yeterli olmadığı için her eve zaten tercümanıyla gidiyor.

O sırada bazen Marie Kondo Japonca konuşurken direkt altyazıda onun Türkçesini görüyorsunuz. Muhtemelen, İngilizce izleseniz, İngilizcesini göreceksiniz. Veya Türkçe dublajına şimdi kontrol etmek için baktım. Bir yandan Marie Kondo'nun sesini duyuyorsunuz Japonca, üzerine eski tür filmlerde olduğu gibi Türkçesini duyuyorsunuz. Onu muhtemelen orijinallik hissini kaybetmemek için yapmışlar.

Bir noktada ben karmaşa yaşadım açıkçası. Marie Kondo sürekli temizleme kavramından bahsediyor. Benim anladığım bu Tidying Up, etrafı derleyip toparlama terimini, temizleme olarak almışlar. Çünkü aslında Marie Kondo'nun bir şeyleri temizlediği yok. Evet eşyaları azaltıyor. Eşyaları arındırıyor ama oturup da eline bir şey alıp, benim temizlikten anladığım,

bir temizleme eylemi, böyle bir eylem yapmıyor. Veya buna yönelik bir tavsiyede bulunmuyor. Kadının oraya gitme amacı, oraya gidip, eşyaları azaltmak oluyor.

Diziyi izlerken, farklı aileleri görüyorsunuz. Benim kendime en yakın hissettiğim ilk aile oldu. İki tane çocukları olan karı koca ile başlıyor bölüm. Evden, benim gibi evden çalışan, hatta haftada galiba bir iki gün işe giden bir anne. Tam zamanlı çalışan ve yoğun çalışan bir babayı anlatıyordu. Yetişemiyorlar, “Nereyi toplayacağımıza yetişemiyoruz. çocuklar, oyuncaklar falan.” Diyorlardı sürekli. Biraz aslında kendi adıma en çok empati kurabileceğim aile o oldu. Onun dışında izledikçe muhtemelen

siz de kendi aile yapınıza göre kendinize en yakın aileyle bir bağ kuracaksınız. Çocukları evden ayrılan bir karı koca var.

Artık emeklilik dönemlerini yaşıyorlar. Eşi vefat eden bir kadın var.

Yeni bebek bekleyen bir aile var. Yeni evlenen bir çift var. Böyle farklı farklı aileler var. Siz de izlediğinizde kendi aile tipinizi, ya da yaşadığınız o anki duruma göre farklı farklı Bölümlerden etkilenmeniz olası.

Bölümler çok aynı ilerliyor. Önce aileden bir kesit görüyoruz. Normal yaşamlarında. Arkasından Marie Kondo geliyor. Ailenin problem yaşadığı bölüme eğiliyor. Bu genelde kıyafetlerle başlıyor. Kıyafetle başlamayan bölüm yoktu galiba. Klasik Marie Kondo, bütün kıyafetleri kişi bazlı odalara ayırıyor. Bir hafta boyunca insanlar bunlarla onları elemekle uğraşıyor. En çok yapılan başka bir alan da Komono oldu. Marie Kondo'nun şöyle bir sistemi var. Aslında burada onu anlatmakta fayda var.

Marie Kondo sırayla gitmeyi öneriyor. Bu sıra ne?

Kıyafetler, kitaplar,

Arkasından, kağıtlar diye çevirmişler ama bence evrak bu işi daha iyi kapsıyor. ondan sonra komono yani çeşitli şeyler. Garajdaki eşyalarınızdan mutfak eşyalarınıza kişisel eşyalarınıza, ıvır zıvırınıza her türlü şey gibi.

Beşincide de Fotoğraflar, özel anılar, sertifikalar vs. şeyler olan duygusal eşyalar.

Herkeste bunu tek tek yapması mümkün olmadığı için her ailede bir ya da iki şeyi görüyoruz. Genelde bu da kıyafetle komono olmuş.

Kitaplı olan var. Kıyafet kitap yapan vardı. Evrakla uğraşan da vardı ama temel konu tabii. Kıyafetler, neden kıyafetler? Bunda biraz, Amerikan kültürünün de etkisi var. Biliyorsunuz Amerika'da tekstil tüketimi inanılmaz boyutlarda. Gerçekten insanlar çılgıncasına alışveriş yapıyor.

Bu dizinin Türk izleyicisine belki şöyle kötü bir şeyi olabilir.

Eşyalara bakıp, “Ya bende bu kadar eşya yok" falan diye hissedebilirsiniz. Gerçekten 150 torba çöp çıkaran aile oldu. Bir adam 145 tane ayakkabısını 45 çiftin altına indirdi.

Rakamlara baktığınızda kendi evinizde "Allahım, evimi öpeyim" moduna girebilirsiniz muhtemelen.

Benim kendi evimde beni rahatsız eden, rahatsızlık ya da fazlalıklar o evlere baktığımızda gerçekten devede kulak kalıyor. Eminim ki birçoğumuz için de böyledir. Marie Kondo'nun programı, eğer izliyorsanız, Ağır Yaşamlar ya da İstifçiler (Hoarders) programlarının daha tatlışı olmuş.

Burada bir kere Marie Kondo, inanılmaz tatlı bir karakter. Minyon, sürekli gülen, içeri girdiğinde " Helloooo” … Böyle bitmiyor o "Hello"nun "o"su. Çok mutlu.

Herkes onu gördüğüne çok seviniyor. Herkes onu kucaklıyor.

Bu yapılacak eylem, herkesi çok mutlu ediyor.

Genel bir pozitiflik var. Evet aileler arada tabi ki iniş çıkışlar yaşıyorlar anlaşamadıkları noktalar oluyor ama hani Amerika'da böyle "Feel Good" moduyla iyi hissettiren filmler vardır. Bu seri bence öyle. Hep mutlu son ile bitiyor. O yüzden sıkıntı yok.

Başka bir güzel tarafı da, Japon minimalizmi diye bir şey var. Benim de eskiden başka videolarda çok bahsettiğim... Bir çatal, bir bıçakla hayat mı olur dediğim. Marie Kondo'nun da bir eve girip çıktığında “Ne çıkacak evden? Marie Kondo'nun düzenlediği, onun elini koyduğu bir evden, ne çıkar” diye çok merak ediyordum.

Çok insansı evler çıktı açıkçası.

Hatta bir takipçi bir bölümünü izlemiş. Pek de eşya azaltmadılar dedi. Katılıyorum, aslında benim minimalizm anlayışıma uyuyor.

Çünkü ben sevdiğimiz eşyaları, bakıp mutlu olduğumuz eşyaları tutmamızdan yanayım. Oradaki dengeyi korumak şartıyla.

Marie Kondo, orada, her bir eşyayı, herkese her bir eşyayı tek tek tutarak, düşündürerek elettirdiği için, bir yerden sonra evlerinde gerçekten kendilerini mutlu eden eşyaları tutuyorlar. Mesela bir kadın vardı. El işlerine çok meraklı. Elişi odasını tamamen boşalttı. Kadın dedi ki, "ben kendi sorunumu buldum. Canım ne zaman sıkılsa, gidiyorum bir dolarlık, -bir milyoncular vardı ya bizde -

orada da bir dolar dükkanları var- oradan gidip kendime ıvır zıvır alıyorum" dedi. Evet el işlerini hala seviyor. Ama ne yapmak istiyorsa bundan sonra, odasını temizleyip kendine masa vs koyup proje bazlı alışveriş yapıp onları yapmaya karar verdi mesela.

Retail theraphy diye bir şey var çok uzun zamandır size anlatmak istediğim.

Kendini alışverişle rahatlatmak. Alışverişle mutlu etmek. Bu konuda problem çeken çok fazla insan var ya da eksiklerini kıyafet alarak hayatındaki bütün sıkıntıları alışverişle örtmek isteyen gruplar var. Dizide böyle insanlar da vardı. Ne mutlu ki Marie Kondo'nun bu yaklaşımı, herkeste tek tek göremesek de kimilerini nasıl etkilediğini gördük.

Benim anlatacaklarım bu kadar. Genel olarak baktığınızda bence izlemeye değer bir seri olmuş. Ben iki günde izledim. Sekiz tane bölümü. Belki çok fazla çok kısa bir zamanda izledim. O da olabilir. Ama Netflix'teki şey bu biliyorsunuz. Bir şeye bir girdiğinizde genelde bütün bölümler birden yüklendiği için, arka arkaya izleme eğilimi oluyor. İzledikçe de diziyle ilgili ne düşündüm? Bana ne hissettirdi? Marie Kondo kimdir? Kitabında önerdiği şeyler nelerdir? Bunları sizle paylaşmak istedim.

Birkaç tane çok kısa not. Bir kitabı daha var. O kitapta bunun üzerine ne anlatıyor, ne koyuyor? Açıkçası, bilmiyorum. Onu daha okumadım. Bir tane de, bu kitabın olması çizgi versiyonu var. Bu kitabın başı, en başı, 10- 15 sayfa, Marie Kondo'nun küçüklüğü ile geçiyor. Marie Kondo'nun sürekli derleme toplama yaptığı. Nasıl eşyalarını nasıl elediği,uzun uzun bunları anlatıyor. " Küçücük çocuk neden bunlarla ilgileniyor" diyorsunuz. İlgilenmesinin de nedeni varmış. Daha sonra bunun kraliçesi olacakmış.

Bu kitapta da olan, dizide de çok olan şey, Marie Kondo gerçekten eşyaların enerjisine çok inanıyor. Mesela eve geldiğinizde çantanızı boşaltın, onu rahatlatın der. Her eşyanın bir yeri bir evi olması lazım der. Yanlış hatırlamıyorsam bu jargonu da kullanıyordu. Ondan sonra mesela kitapları elerken, kitapları üst üste diziyorlar. Marie Kondo gidiyor onlara, onların enerjisini, uyandırıp, tek tek eline alıp karar veriyor insanlar. Hangisini tutup hangisini tutmayacaklarına. En başta eve teşekkür ediyor. Aslında bu işi gerçekten, eşyalara, evin vs. enerjisine inanarak yapıyor.

Siz eğer buna, uzak biriyseniz, size "ne diyor bu?" dedirtebilecek bir şey. Benim genel anlamıyla beğendiğim bir seri oldu.Sekiz bölümü arka arkaya izleyince biraz kendini tekrar etmiş oldu. Bir de eğer siz de hissettiyseniz. Bir şeyden emin olamadım. İnsanların eşya eleme kısımları tam kararında mıydı? Biraz daha detay incelenebilir miydi? Oradan emin olamadım. Eğer siz de izlediyseniz lütfen yorumlara yazın. Özellikle kıyafetlerde çok gördük. Kıyafetlerin en başında herkesi görüyorsunuz. Elinde tutuyor.Düşünüyor. Tutacaksa, tutuyorum diyor. Tutmayacaksa eşyaya teşekkür ediyor. Bugüne kadar ona hizmet ettiği için... Kenara koyuyor.

Ama mesela mutfak. Banyoyu bir kişide gösterdi. Benim ihtiyacım biraz daha oralarda olduğu için ben oraları biraz daha fazla görmek istedim. Ben çok fazla garaj ve çok fazla kıyafet gördüm.Gibi düşünüyorum. Ki garaj bizim kültürümüzde neredeyse olmayan bir şey. O yüzden bana hitap etmedi. Bir tane küçük, küçükçe ev vardı. Belki iki de diyebiliriz. Çocuk bekleyen çiftin de evi bir tık daha küçük olabilir. O çiftin bile sadece ayakkabılarını koydukları bir odası vardı. O yüzden çok fazla ben empati kuramadım. Evler o kadar büyük ki , o kadar çok odaları var ki zaten salonları var. Bir de "play room" ları var. Etkinlik odası, odanın içinde,

kocaman bilardo masası var. Bunlar birazcık benim o insanla empati kurabilmemi, zorlaştırdı. 150 tane ayakkabısını elemeye çalışan insanla ben bir empati kuramadım ama genele baktığımızda genel hissiyata bakarsak tabii ki her izlediğimiz kendimizi onun yerine mi koyuyoruz? Hayır ama bu biraz daha öğretici, insanın hayatına bir şey katmaya çalışan, ilham verici bir program olduğu için burasına takıldım.

Madem bu kadar farklı farklı aile tiplerine gittiler. Biraz daha farklı ev tiplerine gitselerdi diye düşündüm. Gittikleri evlerin büyük çoğunluğu, çok odalı, müstakil evlerdi. Onun dışında izlenmeye değer diye düşünüyorum.



© 2023 by Design for Life.

Proudly created with Wix.com