OKU: İstif Çağı ;Minimalizm sıkıcı mı?

En son güncellendiği tarih: 30 Ağu 2019


Herkese merhaba, biraz aradan sonra yeni bir yazı. Sonunda! Bugünkü konumuz: İstif Çağı kitabı. Sizlerin çok merak ettiği, hem Instagram’dan hem de Youtube’dan yorumlarda, mesajlarda sizden gelen bir kitaptı. Bu kitap nispeten diğer önerdiğim kitaplara göre yeni, yazarını minimalizm dünyasından tanımıyoruz. Bu yüzden merak edilen bir yazar. Bu nedenle de ben de size bugün bunun mini bir özetini, en azından ‘Nelerden bahsediyor, neden okumalısınız?’ onu anlatacağım.


Öncelikle kitabın yazarı James Wallman, bir gazeteci ve bir trend tahmin uzmanı. Yani elinde günlük olaylara, büyük data verilerine, teknolojik gelişimlere vs. bunların hepsini değerlendirerek bizleri gelecekte nelerin beklediğini tahmin etmeye çalışıyor. Bu kitap da aslında bununla çok paralel bir kitap. Peki, bu bir minimalizm kitabı mı? Yani bunu okuyup da nasıl minimalist olacağınızı mı öğreneceksiniz derseniz asla değil.


Bu, genel geçer bildiğimiz diğer minimalizm kitaplarından çok farklı bir kitap. Asla size neyi, nasıl yapmalısınızı anlatmıyor. Hatta aslında özüne bakarsanız size minimalist olmayı da önermiyor -en azından tamamen minimalist olmayı- İstif Çağı aslında ‘Stuffocation’ orijinal adı. Bu da iki kelimenin birleşmesinden oluşuyor: Stuff ve Suffocation. Yani aslında ‘eşyada boğulmak’ anlamına geliyor, kitabın çıkış noktası da bu.



Kitabın yazarının bir gazeteci olmasından mütevellit kitap inanılmaz bilgiyle, inanılmaz referanslarla, araştırmalarla, çok güzel bilgilerin bir araya gelmesi ile oluşmuş.

Gerçekten bu konuda sizi doyurucu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın çok güzel de bir gidişatı var, önce eşyada boğulmayı anlatıyor. Size testler veriyor, sizin gerçekten eşyada boğulup boğulmadığınız hissini kendi başınıza sorgulamanızı istiyor. Arkasından bu noktaya nasıl geldiğimizi söylüyor. Mesela eskiden eşyaların, kıyafetlerin ne kadar pahalı olduğu; insanların bunlara erişemediği ve zamanla ham maddenin, işçiliğin vs.nin ucuzlamasıyla, eşyanın ve kıyafetin fiyatının ucuzlamasıyla ama içimizdeki kıtlık psikolojisinin bitmemesinden dolayı o ‘al, al, al’ içgüdümüzü dizginleyemediğimizden bahsediyor.


Uzun bir süre eşyada boğulmayı anlattıktan sonra bence çok önemli bir nokta olan ‘kullan-at’ kültürüne nasıl geldiğimizi anlatıyor. Bence bu kısmı gerçekten çok önemli. Amerika’da üretimin talepten çok daha fazla olmasıyla elde kalan eşyaların daha fazla satın alınabilmesi için ekonomiyi büyütmeye, bir adım olarak bir karar verilerek insanların nasıl birer azılı tüketici haline getirildikleri hem daha az dayanıklı ürünler yapıldığının gerçekten çok rasyonel gerçekçi nedenlerini bu kitapta yine bulabilirsiniz.


Bunları çok güzel anlattıktan, örneklerle de araştırmalarla da destekledikten sonra Wallman çözümlere geliyor, diyor ki: ‘’Acaba minimalist olmak çözüm mü?’’


Burada güzel bir minimalizm değerlendirmesi de yapıyor. Kitabın açılışını da aslında bir minimalistle Ryan Nicodemus’la yapıyor. Ryan Nicodemus, The Minimalists’in Joshua ve Ryan vardı iki kişi minimalizme ikinci geçen arkadaşı. Bu taşınma partisi yaparak evindeki her şeyi kutulayan kişi. ‘Anlamlı Bir Yaşam’ kitabında uzun uzun onun 21 günlük deneyi de yer alıyor. Arkasındaki notlarda gün gün her şeyi anlatmış, merak edenler için bir dipnot olsun. Bununla başladığı zaman aslında size istif çağı, eşyada boğulmak, Ryan’ı da örnek vermiş herhalde minimalizm kitabıdır minimalizmi bir çözüm olarak önerecek diye düşünüyorsunuz ama öyle değil minimalizmi iyi yönleriyle ve eksik kalan yönleriyle değerlendirip ‘’Hayır’’ diyor; eşyada boğulmanın çözümü minimalizm değil.


Peki ‘gönüllü sadelik mi?’ diyor. Burada gönüllü sadelik de şöyle kendini kendi rızanla modern dünyadan, şehir hayatından çekilip daha böyle kırsala daha doğaya geçerek burada kendi ineğinden süt sağman, kendi ısınmanı kendin sağlaman belki bitkilerini yetiştirmen gibi daha doğal hayatı anlatıyor. Buna verdiği yine kişi örnekleri var. Böyle minimalizm alıntılarında Henri David Thoreau'nun sözü vardır: ‘Sadelik, sadelik, sadelik’ ama kendisi de sade hayata sadece 2 yıl dayanabilmiş. Bunu da bu kitaptan öğreniyorsunuz. Walden Gölü etrafında böyle ormanın içinde 2 sene yaşadıktan sonra normal hayata dönmüş.


Bunlar mı cevap diyor, yani kendini modern hayattan çekip almak mı? Bu da değil diyor ve son olarak da bir kavramdan daha bahsediyor: ‘Ortalama rahatlık’ diye. Yani aslında benim bu minimalizmde, minimalizmin ileri noktası olarak size anlattığım ‘Neden Minimalizm?’ videosunda da var.


Ya da benim ‘Sadeleşerek Özgürleş’ söyleşilerinde de bahsettiğim yani siz minimalist olduktan sonra hayattan beklentileriniz de hayattaki hırsınız da şekil değiştiriyor, dönüşüyor ve hayatta illa en iyisi benim, en yüksek mertebe benim, en iyi otomobil benim en iyi, en yeni telefon benim olmuyor buradan çıkıyorsunuz dediğim noktayla çok özdeşleşiyor.


Ortalama rahatlık, sizi tatmin eden bir maaşla size zaman bırakabilecek, size terfi teklifinde daha büyük sorumluluk almanız teklifinde bulunsalar bile hayatınızdan memnun olup bunu reddedebileceğiniz bir kafa yapısı.


Peki bu mudur diyor eşyada boğulmanın çözümü buna da ‘Hayır’ diyor ve sonucu söylüyor: Deneyimcilik. Aslında benim gözümde deneyimcilik minimalizmin içinde bir kavramdı ama James Wallman almış bunu minimalizm, deneyimciliğin içindedir diyor. Siz, tüketim toplumu eğer hızla giden bir arabaysa minimalizm anca bir fren olabilir diyor, minimalizm sıkıcıdır diyor. Bu onun kendi düşünceleri ben katılmıyorum.


Belki de benim minimalizm anlayışım biraz daha esnek olduğu için olabilir. Çünkü o kitapta sayılarla yaşayan minimalistlerden bahsediyor. Hatta şunu söylüyor yani nasıl ki insanlar Prada çantalarıyla, Versace gözlükleriyle vs vs hava atıyorlarsa minimalistlerin de arasında ben 50 eşya ile yaşıyorum, ben 100, ben 75 gibi rakamlarla da hani böyle onların da bir nevi en mütevazi benim yarışına girdiklerinden bahsediyor. Buna küçük bir böyle taş atıyor diyeyim, orada haklı.


Bence bunu okumanızda ve kendi değerlendirmenizi yapmanızda büyük fayda var. Başkasının yapacağı yorum gerçekten çok yönlendirici olacaktır diye düşüyorum ama Hale sen ne diyorsun derseniz ben zaten Türk işi minimalizm diyorum. Benim minimalizm anlayışım Japon minimalizmi değil; hatta benim ilk Youtube’a girdiğim video Zeynep ile yaptığımız videoydu, ona konuk olduğum videoydu. Orada anlatıyordum işte bir Japon’un evinde bir çatal, bir kaşık benim minimalizm anlayışım bu değil diyordum, hala da arkasındayım bunun.


Oradan giderseniz benim eşyalarım hiçbir zaman sayılacak noktaya gelmeyecek herhalde -büyük bir ihtimalle- benim öngörüm o. Dolayısıyla o taraftan baktığınızda ben zaten James Wallman’ın önerdiği deneyimciliği kendi minimalizm anlayışımın içine yedirmiş durumdayım.


Onun önerdiği şu:

‘Paranızı hayatınıza değer katacak deneyimlere harcayın.’ Eğer bir eşya alacaksanız bu bir deneyime hizmet ediyor mu, bunu sorgulayın. Bence yol haritası dediği asıl şeyi çok özete saklamış, ben öyle hissettim.

Çok güzel, değerli bir özet yapıyor kitabın sonunda.


Ben sadece başlıkları söyleyeceğim ama kitabı okumadan bu başlıklar gerçekten çok havada kalacak.

Bence bu kitabı zaten hani minimalist kitap önerileri yapıyordum onlardan ayrı tutarak okuyun diye öneriyorum.


Şöyle diyor:


-Eşyanı bil: Yani çok kısaca elinde ne var, hangi eşyalara sahipsin

hangisi sana hizmet ediyor.


-Merdivenini bul: Merdivenini bul da hani social leader gibi sosyal hayattaki merdivenin, kariyer merdivenin gibi de düşünebilirsiniz. Hangi işi yapıyorsun, işin ile mutlu musun, ileri de yapmak istediğin bu mu, işyerindeki patronlarına özeniyor musun gibi açıklamaları var.


-Şimdi burada ol: Yani zaten biliyorsunuz anda olmak, burada olmak 'mindfulness' diye geçiyor, yani bilinçli farkındalık olarak da hızla yayılan bir trend. Ben hep diyorum ki minimalizm, böyle minimalist olmaya başladığınızda eşyaları elemekle zaten kalmıyor sonrasında sizin kendinizi dönüştürmenizle devam ediyor.

Bunlardan bir tanesi de farkındalıklı bir hayat sürmek, o da bunu söylüyor. Anda kalabiliyor musun, şu andayken yarını mı düşünüyorsun, geçmişte mi takılısın bunlara bak diyor.


-Kendi seyircin ol: Bir şey yapıyorsan önce kendin için yap. Bir yemek yiyorsan önce kendin için ye, kendin tadını çıkar. Tamam istiyorsan yine fotoğrafını çek ama birinci amacın daha o yemeğin tadına varamadan onu Instagram’a koymak olmasın.


-İnsana öncelik ver: İnsan ilişkilerinin hayatımızdaki önemi gerçekten yadsınamaz, burada da bunu söylüyor. Ailenizle vakit geçirmenin, onlarla bir şeyleri deneyimlemenin öneminden bahsediyor. O yüzden burada da ona yönelik sizi sorgulatacak yine sorular var.


-İyi harca, iyi hisset: Yani burada James Wallman diyor ki kitabın bir yerinde ne olursa olsun biz alışveriş yapmaktan her zaman mutluluk duyacağız. Çünkü biz eşyayı seviyoruz diyor, eşya bize yardımcı oluyor, eşya olmazsa bir cevizi kıramayız diyor. O cevizi kırmak için tabii ki taşla, çeşitli eşya ile yaparsın ama işte hayatımızı kolaylaştıracak yönünü de yadsımamalıyız diyor. O yüzden bir eşyayı alırken de en azından doğru alışveriş yapıp -bilinçli yapıp- kendimizi sonra pişman hissedeceğimiz değil bizi iyi hissettirecek alışverişler yapmamızı öneriyor.


Son olaraksa diyor ki


-Yaşamı seç, deneyimi seç: Yani biraz hayatın hakkını vermek, yaşadığınız deneyimleri de seçerken bunu yine kendiniz için mi yoksa bir toplumda statü için ya da kendinizi benimsetmek için mi yapıyorsunuz yine bunu sorgula diyor.


Bir de enteresan bir şey var kitap boyunca o kadar güzel araştırmalar yapmış ki, o kadar güzel örnekler veriyor ki sıfır atıktan da örnek veriyor, doğal hayattan da örnek veriyor. Bir tane örneği de bunlardan bir tanesi 'Brewster’s Millions' Bu aslında 1902 de yazılan, sonra da 1985’te filmi çekilen değişik bir hikaye. Bir mirasa konabilmek için bir kişinin bir sene boyunca 1 milyon dolar harcayıp ama asla fiziki hiçbir şeye de sahip olmaması. Yani bütün bu parayı deneyimlere harcaması yönünde.


James Wallman -yazar- şöyle bir öneride bulunuyor. Diyor ki, bir ay boyunca yaptığınız bütün harcamaları çıkarın ama bundan zorunlu alışverişler, kira, benzin vs. bunları ayırın. Kendiniz için yaptığınız elbise aldım, çanta aldım, şunu aldım, bunu aldım paralarını toplayın diyor. ne kadar etti?


Kiminizin 100 lira çıkacaktır, kiminin 500 lira o size bağlı. Bir dahaki ay bir önceki ayı öne alarak bir dahaki ay kendinize alışveriş yapmayın. Bu parayı tamamen deneyimlere harcayın ve arasındaki farkı görün, diyor.


Yani sizi nasıl hissettirdi? Bunun üzerinden yani bu ‘yaşamı seç, deneyimi seç’ te aslında bunu söylüyor. Kendinize mutlaka bunu deneyin, deneyimin sizin üzerinizde yarattığı değişimi de yaşayın, deneyimleyin diyor.


Bence çok güzeldi, kitap ile ilgili Instagram’da araştırma yapmak isterseniz Hem Brewster’s Millions adıyla bir etiket var hem de deneyimcilik dediği aslında 'experientialism' -söylemesi çok zor- bununla da ilgili etikette ve tabi stuffocation kitabın orijinal adı. Eğer dünyada neler yapılıyor bir kitaptan esinlenerek insanlar neler yaşamış diyorsanız bu etiketler size yol gösterecektir.


Kitabın notlar bölümü ise sonunda yer alan ayrı bir kaynak. Gerçekten şu notlar tarafını okuduğunuzda hayatınızı değiştirecek demek iddialı olsa da

size çok farklı bakış açıları kazandıracak birçok kitap, söyleşi, makale, video örneği bulacaksınız.


Ben o anlamda çok dolu dolu çok güzel bir kitap olarak buldum İstif Çağı’nı. Size de kesinlikle öneriyorum.


Sevgiler,

© 2023 by Design for Life.

Proudly created with Wix.com