Atıksız Sipariş Mümkün mü? / Kargo Poşeti Savaşları

Herkese uzun bir aradan sonra merhaba.

Kargo diyince aklınıza gelen ne? Kalın, yırtılması zor plastik bir poşet mi? Peki bu olmadan da kargo yollamak mümkün desem? Geçtiğimiz hafta plastik kargo konusunda büyük emek verdiğini takip ettiğim Otama Balsam'ın kurucusu Merve ile yüz yüze tanışma fırsatı buldum. Ondan bu çabasını konuk yazar olarak anlatmasını rica ettim.

Sizi onunla baş başa bırakıyorum.


Merhaba! Ben Merve Özkorkmaz. Küçük ve yavaş bir üreticiyim, Sapanca’nın Kırkpınar kasabasında yaşıyorum. Kargolarımı plastiksiz ve bisikletle teslim ediyorum. Bu yazıyı kargolarımı ekolojik hale getirme yolunda şahit olduklarımı ve tecrübelerimi size aktarmak için yazdım. El ele verip ‘ihtiyaç’ kavramını tekrar şekillendirebileceğimize, siparişlerimizi plastiksizleştirebileceğimize inanıyorum!



Evde birşey mi kırıldı ya da bozuldu? Bisikletin lastiği patladı ve iç lastik mi lazım? Ya da canınız şöyle bir Karadeniz fındığı ya da Datça bademi mi çekti? Hemen sipariş verin, iki gün sonra kapınızda. Bir tane kalemi kırtasiye gidip almak artık internetten sipariş vermekten daha pahalıya geliyor. Kargo bedava olacak şekilde instagramda bir üreticiden 2 tane avokado, online bir dükkandan ev terliği, yapı marketten yıldız tornavida sipariş ederek bugünlük ihtiyaçlarımı giderebilirim, hem de marketten pazardan daha ucuza ve yorulmadan! Yarın yine birşeyler lazım olursa, oturur bilgisayar ya da telefon başına birkaç dakikada hallederim.



Bütün bu ihtiyaçlarım birkaç gün içinde kapıma ya da iş yerime kargo poşeti ya da koli içerisinde gelir, küçük parçalar ya da cam kavanoz varsa siparişimin içinde, muhtemelen şeffaf yumuşak plastiklere sarılmıştır ya da değerli ise sert straforlar içindedir. Belki bir elbise almışımdır, heyecanla bekliyorumdur. Yırtarak açarım kargo poşetini, sarmalanmış kombuchamı özenle çıkarır içerim bağırsaklarım bayram etsin diye, şu daha da çok sarmalanmış pahalı organik kremi de sürer cildimi gençleştiririm. E yırttığım kargo poşetlerini, plastik pıtpıtları, straforları, cam/plastik şişe gibi ambalajları da geri dönüşüme atarım canım, o kadar da duyarsız değilim...


Her günün bir anında kendime sorduğum bir soru var: Hayatımı kolaylaştıran bir şey bir yerde bir canlının yaşamını zorlaştırıyor olabilir mi? Artık gezegen öyle bir tahammül sınırına geldi ki, belki benim hayatımı kolaylaştıran şey, bir değil birden fazla canlıya, muhtemelen, ben henüz farketmesem de dönüp dolaşıp bana ve sevdiklerime zarar verir hale geldi. Her attığım adımın, boğazımdan geçen her yudum gıdanın ardında bıraktığı bir iz var. Hayatıma giren tüm materyaller eğer daha ucuz, daha hızlı, daha pratik, daha kolay ise biliyorum ki bu daha çok karbon ayak izi anlamına geliyor. Biz kompost da yapsak, gönlümüz atıksız evden yana da olsa, kontrol edemediğimiz biçimde evimize giren bu plastikleri konuşmamızın zamanı geldi de geçiyor.


Online bir butikten 25TL’ye bulduğumuz için çok sevindiğimiz bir trikoyu ele alalım. Onun kumaşının nereden geldiği, hangi ellerin hangi koşullarda onu diktiği, onu getiren kuryenin çalışma şartları kapıma gelene kadarki fiyatının 25TL oluşunu belirliyor. Üstüme olmayınca yeni kargo poşetinde ücretsiz geri yolluyorum, 25 liramı da geri alıyorum. Her gün yüzbinlerce kez yaşanan bu maceranın insana ve gezegene verdiği ızdırap 25 liradan çok daha fazla. Bu iş bu kadar kolay, bedelsiz olmamalı.Ya da bedelini yakın zamanda hep birlikte ödemeyi göze almalıyız bunu yaparken.


Geri dönüşüm gerçek mi?

Geri dönüşümün bir çözüm olabileceği aslında ambalajların üzerinde bulunan geri dönüşüm işareti ile bizlere hissettirildi yıllardır. Marketlerde bulunan kullan at su şişeleri, plastik yoğurt ya da puding kapları, plastik şampuan ve diş macunu şişelerinde alıştık bu geri dönüşüm işaretini görmeye. Oysa geri dönüşüm bir çözüm değil, biz bir su şişesini bir geri dönüşüm çöpüne attıktan sonra unutup gidiyoruz ama asıl macera orada başlıyor. Tıpkı her minik siparişimizle evimize giren, yırtıp açtığımız kargo poşetlerini biriktirip vicdanımız rahat geri dönüşüm çöpüne atmamız gibi.


O kapkalın plastikten yapılma, yırtılıp açıldıktan sonra başka hiçbir amaç için kullanılamayan

kargo poşetlerinde geri dönüşüm işareti olsa da maalesef dönüşmüyorlar. Reverte 876 ve 4 LDPE plastikler geri dönüştürülürken özel tesis altyapısı gerektirdiğinden ve buna rağmen 50 birim oksijen harcayıp, 30 birim toksik salınım yaptıklarından kimi ülkelerde kullanımları kısıtlandırılmış. Dünyanın geri kalanında da ya vahşi depolamaya gidiyor ve yakılıyor ya da masum olmayan ve yıllar alan bir süreçle doğada çözünüyor. Üretimleri ise ayrı bir fosil kaynak israfı. Plastik pıtpıtlar ya da strafor gibi ambalaj malzemeleri de benzer üretim ve yokoluş süreçlerinden geçiyor.


Üretim hacmi büyüdükçe, şirketler kendi markalarını ön plana çıkaran renklerde kargo poşetleri ürettirmeye başladılar. Asıl problemi küçük ebattaki gönderiler oluşturuyor, çünkü çoğu şirket küçük paketleri kargo poşetsiz kabul etmiyor kaybolacağı endişesi ile. Yalnızca kargo poşetinden yola çıkarak afaki bir hesap yapmayı istedim ancak hiçbir kargo şirketi benimle kargo poşeti kullanım miktarlarını paylaşmak istemedi. Muhtemelen onbinlerce kargo poşeti her ay toprağa, suya, havaya karışıyor; kutu içi plastik pıtpıtları ve straforları hesaplayamıyorum bile. Güzel ve gerçek gıdanın ya da kozmetiğin, aslında bizim ihtiyaç olarak gördüğümüz hiç bir şeyin dünyaya külfeti bu olmamalı.


Kargo Poşetsiz, Plastiksiz Sipariş Mümkün!


Eğer bir üreticiyseniz ya da birilerine kargo gönderiyorsanız marketlerden, giyim mağazalarından ya da geri dönüşüm çöplerinden kullanılmış koli edinin. Gönderileriniz küçükse mahallenizdeki eczaneler ile anlaşın, çok fazla küçük kutu atığı oluyor eczanelerden. Marketlerin arka taraflarındaki ambalaj atığı bölümüne atılmış ya da evinize daha önce gelmiş kargolardan çıkma kolileri de kullanabilirsiniz. Kısacası göndermek istediğiniz her şeyi bir kolinin/kağıt kutunun içine koyun ve bariyer olarak da eski kolileri küçültüp kullanın. 0-100ml arasındaki cam şişeleri sarmadan koyabilirsiniz, ancak 100ml ve üstündeki cam şişeleri atık bir kağıda ya da direk kestiğiniz koli parçasına sarmalısınız. Kırılırlarsa diğer ürünlere zarar vermesinler diye bir önlem. Üstten, alttan, sağdan, soldan, önden ve arkadan darbe testleri yapın. Kutunun zayıf gördüğünüz, ittiğinizde içine göçen yerlerini ufalttığınız koli parçalarını farklı şekillerde yerleştirerek güçlendirin. Kutuda boşluk kalmamasına, içindekilerin sallanmamasına dikkat edin, bu aşamada kutu seçimi önemli.


Birkaç boy kutunuz olmalı yoksa ya boşluk kalır çok atık harcarsınız ya da çok dolunca kırılma riski artar.


Kapağını kapattığınız kutunuz kargo poşetsiz gitsin istiyorsanız, gazete kağıdından daha sağlam bir kağıda sarın, açılmayacak şekilde bantlayın. Çünkü iki aktarmadan geçecek şekilde uzun bir yolculuğa çıkacaklar. Üzerine kargocuların adres yazan etiketlerinin sığacağı büyüklükte, kaybolmayacak boyutta her parçayı kargo poşetsiz yollayabilirsiniz.


Kargo şirketiniz reddediyorsa baskı yapın, kabul etmiyorsa firmanızı değiştirin.



Ben bu şekilde kırılmadan, poşetsiz kargo gönderebilmeyi uzun zamandır başarıyorum. Eğer kitabınızı, küpelerinizi, kreminizi, yer fıstığı ezmenizi, kahvenizi, fincanınızı, ekmeğinizi ve sevgiyle ya da büyük şirket eliyle üretilmiş tüm ihtiyaçlarınızı bu şekilde teslim almak, istiyorsanız, üreticinizi bu paketleme ve yollama şeklinden haberdar edin. “Lütfen bana kargo poşetsiz yollayın siparişimi!” diyerek başlayabilirsiniz.Gönderen kişi ile iletişim kuramayacağınız mecralardan alışveriş yapmak yerine, mahallenin pazarına, nalburuna, fırınına yürüyüp, çantanıza ihtiyaçlarınızı naylon poşetsiz koyup eve dönebilirsiniz; iyi geliyor hem tanışmak, hem de açık havada yürüyüş.


Peki Kargo ne kadar çevreci?

Kargo şirketi aynı kamyonda aynı mahallede yaşayan birçok kişinin ihtiyacını tek seferde taşıdığı için bir bakıma ihtiyaçları ortaklaştırmış oluyor. Ancak şu Kasım ayı indirimleri ile aslında varolmayan ihtiyaçlarımız gün yüzüne çıkıp sanki dünyada üretim duracakmışcasına istifini yaptığımız paketler çoğaldıkça memlekette varolan bir avuç kargo şirketi kapasitelerini aştılar. Muhtemelen yeni yeni şirketlerin kurulması yolda, fosil yakıt harcayan daha çok dağıtım aracı ve kamyon anlamına geliyor bu durum. En iyisi bu kargo işlerini olabildiğince azaltmak, yaşadığımız yerde ne var ne yok, ihtiyaçlarımı buradan da karşılayabilir miyim diye iyice bir araştırma yapmak.


Mahallemde neyim eksik?

Eğer herkes alışkanlıklarını değiştirip mahallesinden alışveriş yapmaya başlarsa bu problemleri çözdük demektir. Anadolu’yu gezdiğinizde dikkatinizi çeker, artık ne bakkallar var ne de zanaat sahipleri var; terziler, tamirciler ortadan kaybolmuş. Pazarlarda köylüleri bulmak zor, daha çok hal’den topluca meyve sebze satın alıp satan gezici manavlar var. Geri kalan günlerde herkes ekmeğinden yoğurduna, kozmetiğinden deterjanına marketlerden gideriyor ihtiyacını. Büyük şehirler daha renkli ve daha çeşitli ama biraz taşraya gittiğinizde gözünüze yalnızca bu süpermarketlerin ışıkları çarpıyor.


Orada bir yerlerde eskiden üretim yapıp şimdi pes etmiş ya da şehirden kıra göçmüş üretime hevesli birileri var. Onları bulup desteklemek, eğer yoksa gıda kooperatifleri kurmak, temiz ve ulaşılabilir ihtiyaçları oralardan temin etmek hem plastikli sipariş sürecini hem de bireysel kargo yolculuklarını aradan çıkarıyor. Üretimi ve yaşamı sürdürülebilir kılıyor,İstanbul’daki ve Ankara’daki mahalle kooperatiflerine gidip gözlerinizle görebilir, Sakarya’da kurmuş olduğumuz küçük üretici dayanışma ağı SAKÜDA hakkında kısa bir internet taraması yapabilirsiniz.

Ben de tam bu kaygılarla mahalleme bir imalathane, ön tarafına da çay içme muhabbet etme yeri yapma aşamasındayım. Bir toplaşma yeri, bir teslim alma yeri olmasını hayal

ediyorum, aynı zamanda benim cam kavanozlara ve şişelere ürettiğim doğal kozmetikleri yakın coğrafyadakilere elden teslim etme imkanı sunacak bir yer. Sevdiğim küçük üreticilerin emek dolu ürünlerini kargoyu aradan çıkararak teslim alma yeri...


Tüm bu kargo süreçlerinden, nadir de olsa binbir emek dolu formüllerimin kargoda kırılmalarından kurtulmuş olmayı ya da azaltabilmeyi düşlüyorum. Ayrıca bir depozito sistemi kurup mahalleli kavanozlardakileri kullandıktan sonra tekrar bana getirdiklerinde kavanoz ücretini geri alacakları bir sistem yapmayı istiyorum. Bu mekanın iç taraftaki steril üretim laboratuvarı kısmında depozitoları steril hale getirip tekrar kullanacağım, çünkü cam ömrü sonsuz olan, geri dönüşüme atılmayı hiç haketmeyen bir malzeme. Şimdilik depozito hayalimi gerçekleştirmeme İstanbul’da Eppek yardım ediyor, boşalan kavanozları toplayıp her hafta İstanbul’a gelen Saküda arabasına teslim ediyor. Eğer 10 kavanoz ve üstü biriktiyse kargoyla da her yerden kabul ediyorum, kargosunu benim karşılayabileceğim şekilde. Daha yerel, daha yavaş, daha ulaşılabilir olmak hep hedefim olacak. Tek başıma bir yere kadar başarabiliyorum, bu mücadelede elimden tutmanızı bekliyorum. Akıntıya karşı kürek çekmek yorucu oluyor ama vicdanı rahat uyumak her şeye değer!


Son Söz

Henüz büyük firmalara sesimizi duyuramayız belki, ancak

➕ Organik çiftliklere ➕ Seramik yapanlara ➕ Bağımsız yayınevlerine

➕ Zehirsiz kozmetik üreticilerine

➕ Ekmek pişirenlere ➕ Artizan sabun yapanlara ➕ Kahve kavuranlara


söyleyelim. “Lütfen bana kargo poşetsiz, plastiksiz yollayın siparişimi!” diyelim. Büyük kargolar zaten poşetsiz bir şekilde, koli ile geliyor; küçükleri de kargo poşetsiz almanın/ göndermenin yolunu bulalım. Hayatımızdan çıkaralım bu lüzumsuz, dönüp dolaşıp havaya, suya, toprağa, oradan da hayvana, insana zarar edeni.

@otamabalsam

© 2023 by Design for Life.

Proudly created with Wix.com