ALMAK YA DA ALMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

Güncelleme tarihi: Şub 26

Bugün bir konuk yazarımız var : Semra, bugüne kadar uzun zamandır mesajlaştığımız hatta bir seminerde tanıştığımız Semra kendi hikayesini anlattı:

Ben Semra, 35 yaşındayım. Hayat yolunun (yolculuğunun) tam olarak neresine tekabül eder bilemiyorum ama sadeleşme yolculuğumun başında olduğumu hissediyorum.

Yoğun bir iş hayatı, evdeki sorumluluklar, ev dışı sorumluluklar, çocuğuma yetebiliyor muyum hissi, kendime zaman ayıramamak, hızla akan zaman ve daha fazlası… Hepsi bir olmuş üstüme üstüme gelirken kendimi bütün bunların arasında bölünmüş, parçalanmış gibi hissediyordum. Her şey o kadar hızlı ve acildi ki – bir de çok aciller vardı- dörtnala giden bir at sırtında geçiyordu sanki hayat...


Aslında belli rutinleri olan, düzenli bir hayatım vardı. Başak burcunun bir mensubu olarak aksine tahammülüm de yoktu zaten. Bir günde 24 saat vardı ve elimde 24 saati aşan yapılacaklar listesi vardı. O yüzden durmanın, dinlenmenin ya da hayatın bana söylediklerini dinlemenin hiç sırası değildi. Hani o meşhur reklamdaki gibi “koş yoksa düşersin” diyordu kulağıma bir ses. Bir dönemim, hatta uzunca bir dönemim böyle geçti. Sonra o parçalarımın dağılıp paramparça olduğu, kendimi çaresiz, sıkışmış hissettiğim bir döneme girdim. Bu dönem bir önceki kadar uzun sürmedi. Çünkü bu sıkışmışlık hissi öylesine rahatsız ediciydi ki, bana: “Bu böyle gitmez, bir şeyler yapmalıyım.” dedirtti. İyi ki de dedirtmiş.


Derdime derman arıyordum. Ve bu konuda ısrarlıydım. Herkesin günü 24 saatti. 24 saate kaçak kat çıkılmasını talep eden bir ben miydim yani? Madem sığılıyordu 24 saate ben de öğreneyim bunu dedim. J Dersime çalışmaya başladım. Ruhumu genişletmek, hayatımı kolaylaştırmak için sosyal medyadan, kitaplardan ve tabii ki güzel insanların önerilerinden faydalandım. Okudum, not aldım, uygulamaya çalıştım. Bunları yapabilmek için de haliyle zamanda yer açmam, bir şeylerden feragat etmem gerekti. Ve ben çalıştığım bu dersin sonunda bir şeyi fark ettim. ;)


Neyi? Yapmak istediğim biiiiir sürü şey vardı. (Kendimi bildim bileli böyleydim J) Ve de yapmam gereken biiiiir sürü şey. Haliyle zaman yetmiyordu. Kendimi içinde bulunduğum bu sıkışmışlık hissinden kurtarıp maddi manevi daha da rahatlamak için bir çalışmaya girişmiştim. Bunu yapmak için de bazı şeylerden feragat ettim. O zaman yapmam gereken şey tam da buydu. Yapmak istediklerim ve yapmam gerekenler içerisinde hangilerini gerçekten yapmam gerekiyor? Gerçekten hangilerini yapmak istiyorum? Aciliyet durumları nedir? Bunları belirlemem ve bunların dışında kalanlardan feragat etmem gerekiyordu. Çünkü bunu yapmazsam bu kadar yarımdan bir tam çıkmayacaktı ve yine geride kalan her yarım zihnimin peşini bırakmayacaktı.


Sonra Ne yaptım? Önceliklerimi ve bana nelerin iyi geleceğini belirlemeye çalıştım. Bazı şeyleri yapmayı çok istesem de gerçekçi davranarak vazgeçtim veya öteledim. Gün içinde kendime azıcık bile olsa zaman ayırmaya çalıştım. Durmaya, dinlenmeye ve akışı dinlemeye ayrılmış küçücük zamanlar… O dönem bu güzel küçük zamanlardan en güzeli canım arkadaşım Duygu ile çalıştığımız firmanın bahçesini turlarken hayaller kurmaktı. J Eskiden zaman kaybı olarak gördüğüm küçücük güzel zamanların aslında büyük bir rahatlama ve motivasyon aracı olarak geri döndüğünü, bana beklediğimden çok daha fazlasını verdiğini gördüm. Oduncu hikayesindeki; durmaksızın çalışan oduncudan, dinlenip baltasını bileyerek daha fazla iş çıkaran oduncu gibi artık baltamı bilemeyi biliyordum. Artan dopamin seviyesi bir nevi baltamı keskinleştirirken o rahatsız edici zaman yetmiyor ve yetmeyecek hissi de azalmaya başlıyordu.


Sonra en çok zamanımı çalan konuları tespit etmeye ve bu konularda nasıl zamandan tasarruf edebilirim düşüncesine kafa yormaya başladım. Daha pratik tarifler, temizlik tüyoları, saklama & depolama ipuçları vs. derken aslında hayatımdaki eşyaların gereğinden fazla olduğunu fark ettim. Hiçbir zaman çok fazla satın alan birisi değildim ancak evdeki eşyaları düzenli olarak gözden geçirmeyince yıllar içinde birikmeler olmuştu. Dün gerekli görünen bugün değildi, dün giyebildiğim bir kıyafet bugün giyilemiyordu ama hepsi bir arada duruyordu. Üstüme gelen bu fazlalıklar bir yeri düzenleme ve temizlik yapma isteğimi de köreltiyordu. Sanki bize hizmet etmesi gereken eşyaya biz hizmet ediyorduk. Çözüm olarak iki adet liste tutmaya başladım biri o ay eve giren –hızlı tüketim harici- kalıcı her eşya & malzemenin listesi diğeri ise o ay evden çıkardıklarımın listesi. Motivasyonumu korumak için kendime aylık, yıllık hedefler koydum. Evden ayrılanların yerlerinde oluşan küçük boşluklar büyük mutlulukların sebebiydi…


Sadeleştim bitti mi? Hayır. Çünkü sadeleşmek biten bir şey değil, çünkü “ya lazım olursa” düşüncesi baskın biriyim, çünkü eşyaya anı değeri yükleyen biriyim, çünkü hobilerimiz var, dolayısıyla evde hobi malzemelerimiz var. Ama yine de “eşyaya dönüp sen bana gerçekten lazım mısın?” dediğimde evden; atılacak, bağışlanacak, dönüştürülecek, birilerine hediye edilecek bir sürü şey çıkıyor. Bunun yolu da “istek mi ihtiyaç mı” kavramını öğrenmekten geçiyor. Sadeleştik, sadeleşiyoruz, duruyoruz, dinleniyoruz, dinliyoruz, kendimize, sevdiklerimize küçük de olsa vakit ayırıyoruz. Peki şimdi bitti mi? Tabii ki hayır. Hatta asıl iş burada başlıyor zannımca:


“Almak ya da almamak işte bütün mesele bu.”


İstek mi ihtiyaç mı sorusunu evimizdeki eşyalara yönelttiğimiz gibi evimize girmeye aday eşyalara da yöneltmemiz gerekiyor. Peki neden? Her eşya bize sunduğu konfor ile beraber yükümlülükler de getiriyor. Buna gerçekten değer mi diye düşünüyorum. Diğer ve daha önemli bir sebep ise, uzun zamandır ilgi alanıma giren sıfır atık felsefesinin “Düşün, ihtiyaç değilse tüketme” diye seslenen ilkesi. Fazlasına rahmetli Hayrettin Karaca’nın dediği gibi “Param var ama hakkım yok!” Kültürüm, inancım, yaşamın doğal dengesi, etik değerlerimiz hepsi aynı şeyi söylüyordu ama durup dinleyecek vaktim yoktu. Ne vakit durup dinledim o vakit kendime geldim diyebilirim.


Ne değişti? Artık alsak alsak bedavaya ne alsaklar, şahane, muhteşem, efsane cumalar, eşi benzeri görülmediği iddia edilen kampanyalar eskisi gibi ilgimi çekmiyor. Sahip olduklarımın bana yeter ve artar olduğuna kanaat getireli yani Nisan 2019’dan beri -yaklaşık 22 ay - iki çift çorap dışında kendime alış veriş yapmadım (Kıyafet, ayakkabı, çanta, aksesuar, kozmetik hepsi buna dahil). Kendimi almamak için zorlamıyorum, gerçekten ihtiyaç hissetmiyorum. Hissettiğim şey hafiflik ve daha da hafiflemek istiyorum.


Hafiflemek İçin Neler Yaptım? Birbirine benzer veya birbirinin yerine kullanılabilecek şeyleri bir araya topladım. Böylece hem daha derli toplu oldu hem de neyden ne kadar var gördüm. Çalışırken vakit ayıramadığım küçük tadilat işleri yüzünden kıyıda köşede bekleyen tüm giysileri büyük bir çantaya doldurdum ve vakit buldukça onları azalttım, tadilat gereken yeni şeyler de direkt bu çantaya giriyor artık. Bazı şeylerden tamamen vazgeçtim (Örneğin: Tek kullanımlık plastikler). Bazı şeyleri azalttım (Örneğin: Bol kimyasallı temizlik malzemeleri). Bir şey satın almadan önce evde onun yerine kullanabileceğim şeyler var mı diye bakmak önceliğim oldu. Yıllardır geri dönüşüm atıklarını ayırıyordum buna ilave olarak ileri dönüşüme ağırlık verdim. Onlarca oyuncak yaptık evde. J Nihayetinde daha az atık çıkarır oldum.


Sadeleşme yolunda herkesin ihtiyaçları, istekleri, öncelikleri başkadır. Ve bu yolda tek bir doğru yoktur. Önemli olanın kişinin kendini iyi hissetmesi ve buna yönelik adımlar atması olduğunu düşünüyorum. Bu yolda…

…İlham aldığım sözler:

Türk işi minimalizm’in daha önce paylaştığı:

Her şey önemli hale geldiğinde hepsi önemini yitirir.” Courtney Carver

“Bir avuç insanın mükemmel şekilde sıfır atık yaşamasına değil, milyonlarca insanın bunu eksik de olsa yapmasına ihtiyacımız var.” Anne Marie

Ve :

“…çoğunu yapamadığın şeyin azını terk etme kardeşim.” @betulsonmezoztekin

“Mükemmel iyinin düşmanıdır.” Voltaire

…Yoldaşım olan kitaplar:

Sıfır Atık 101 Yol – Kathryn Kellogg

Basit ve Mutlu Yaşam - Selen Baranoğlu

Bana Bir Sade - Selen Baranoğlu

Sihirli Değnek - Şermin Yaşar

Prokrastıneyşın - Tymothy A. Pychyl

Ve son olarak sadeleşme yolundaki adımlarımda büyük payı olan, bana çok iyi gelen ve bu yazıyı yazmak konusunda beni teşvik eden @turkisiminimalizm Sevgili Hale’ye çok çok çok teşekkürlerimle… :)

413 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör